Şeyh-ül Hâzin (k.s.)’in oğlu Şeyh Necmeddin anlatır:
“Hacca gidip Ravda-i Mutahhara’nın hizmetçisi ile tanıştığımda, başımı öpüp ağladı ve bana anlattı. “Zannımca, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’ in kabri şerîflerini, zamanımızda babandan (Şeyh-ül Hâzin’den) daha büyük bir velî ziyaret etmemiştir. O’ndan şu üç kerameti gördüm:
a) İzin alıp onu Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’ in hücresine girdirdiğim de, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’ e selâm verdiğini, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ in de selâmına cevap verdiğini, kalbimin değil, başımın kulaklarıyla işittim.
b) Hücreye giren zatlar çıktıklarında, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’ in heybetinden renkleri sararır, hareketleri zayıflardı. Oysa baban çıktığı zaman, onu girdiğinden daha sevinçli ve daha güzel olarak gördüm.
c) Mescid-i Nebevî’de namaz için ikâmet okunduğunda imâm hazır değildi. Baban halka imamlık etti. Namazı bitirdiğinde mescidin imâmı Şeyh’e itiraz etti. Kendisi, Şeyh mihraba girdikten sonra gelmişti. Ona;
“Ey Şeyh, benim yerime ne hakla imamlık edersin” deyince, halktan bir grup kalktı ve imâma;
“İtirazı bırak, biz onu bir elin ileri ittiğini ve mihraba soktuğunu gördük” dediler. Bunun üzerine imam Şeyhten özür ve af diledi.”