Tasavvufi Kişiliği

Tasavvufi Kişiliği

Tasavvufi Kişiliği 150 150 Sanuka

Şeyh Muhammed Kâzım Hazretleri dünyaya geldiğinde, babası Şeyh Şerafeddin (k.s.) hazretleri, o anda okumakta oduğu Mesnevi kitabının arkasına, “Allah onu visale erenlerden eylesin.” notunu düşmüştür.

Şeyh Hazretleri’nin Kur’an’dan sonra okuduğu ilk kitap Sadi-i Şirazi’nin Gülistan adlı eseri olup, okumağa başladığında kitabın arkasına kendi el yazıları ile “Allah bizi oyun ve hevadan (nefsin arzularından) korusun ibaresini yazmıştır.

Üç yaşında iken annesinin vefat etmesi üzerine çocukluğu anneannesinin yanında geçmiştir. Hatıralarında dedesini anlatırken şöyle der: “Dedem Şeyh Mahmut, süreten (dış görünüş) ve sireten (ahlaken) çok güzeldi, hem âlim hem de sofi idi. Aynı zamanda Şeyh Muhammed El Hazin’in halifesi idi. Hocam Molla Sait de kendilerinden icazet almışlardı. Siirt’te Şeyhalef Cami’inde imamdı. Camiden eve geldiğinde yanına gider, geniş cübbesinin içine girerdim. Bir gün, bana Kur’an’dan Gaşiye süresinin 6 ve 7. ayetlerini “Leyse lehüm ta’amün illa min dariy’in, La yüsminü ve la yuğniy min cu’ın” okuyup açıkladığında, 7 yaşında olmama rağmen bende bıraktığı etki ve lezzeti asla unutmadım.

Hayatı ile ilgili yazmış olduğu hal tercümesinde, “9 yaşından itibaren babasının sohbetlerine mülazim olduğunu, bu durumun kendisi için bir sülük olduğunu” belirtmektedir.

Tasavvuf, Dünya’da Ahiret’i yaşamaktır. Tarikat ise Şeriat’ın hadimidir. Allah’ın veli kulları olmak için ilim sahibi olmak lazımdır. Zira cahil kişi velayet makamına ulaşamaz. Misal vermek gerekirse, yüz doğru söz söyleyip bir yanlış şey anlatan kişi gerçek Şeyh olamaz. Çünkü zararları def etmek, faydaları celp etmekten mukaddemdir.

Şeyh Hazretleri daha küçük yaşlarda iken ilme büyük merak sardığı gibi Tasavvufi hakikatlara da ilgisi çok fazlaydı. İlim tahsil ederken, sürekli olarak yıllar sonra okunacak dersleri yalnız başına mütalâa edip çözerdi. 14 yaşında “Molla Cami” kitabına başladığında babası tarafından sarık sarması emrolundu. Daha talebe iken hem ders alır ve hem de alt düzeydeki talebelere dersler verirdi. Zekâ seviyesi zirvedeydi. 25 satırlık metni 3 defa okuduğunda ezberlerdi.

Mantık, Edebiyat ve cebir gibi önemli kitapları hocadan ders olmaksızın kendi çabaları ile çözerdi. Bir gün ders anında, “Küçüklüğümden beri zihnim yanlışı almaz. İster matbaa hatası, ister yazar hatası olsun yanlış bilgiyi okuyup geçemem” derdi. Ders okuttuğunda, dersi araştırarak okuturdu. İlk başlayan talebe ile son kitabı okuyan talebeye aynı önemi verirdi. İlim okuyan talebelerini çok sever talebeleri de Şeyh Hazretlerini yeni hocalarını fazlasıyla severlerdi.

Şöyle buyururdu: “İki şey var ki taaccübüme (hayretime) sebep olurdu. Birincisi, insan Allah’a ne kadar yaklaşırsa o kadar uzak olduğunun farkına varır. İkincisi ise, kişi ziyadesiyle ilim okuyup ne kadar öğrenirse o kadar çok şey bilmediğinin farkına varır. Başka bir sohbette, “kabirde bana, yanına ne almak istersin diye sorulsa kitaplarımı isterim, derdim.” diye buyururdu.

Şeyh Muiniddin Aydın / Şeyh Efendinin Oğlu