Bana, Persinkli Şeyh Kasım anlattı:
Şeyh-ul Hâzin’in hizmetin de olup yanında okuyordum. Şeyh’in, Rasıl Nebûh mevkiinde su ile çalışan değirmenleri vardı. Baharın ilk günlerinde çalışır, yazın su azaldığında çalışmazdı. O suyun akmadığı bir gün,
Şeyh Hazretleri bize;
“Unumuz bitti, kalkın bir yük buğday alıp değirmene gidelim” dedi. Şeyhe;
“Değirmen çalışmaz, çünkü su azalmıştır” dedim.
Buna karşılık Şeyh hazretleri tekrar;
“Gidelim” dedi.
Şeyhin, bu çalışmayan değirmene gitme isteğine şaştık. Değirmene gittik. Toz ve toprak içinde olduğunu, gördük. Şeyh hazretleri bize;
“Değirmen taşını süpürün, etrafındaki toprağı temizleyin” dedi.
Kendisi de değirmenin altına girdi, dolabını tamir etti. Sonra çıkıp yanımıza geldi. Bu sırada daha önce hiç bulut olmadığı halde, gökyüzünü yavaş yavaş bulutlar kaplamaya başladı. Şeyh hazretleri, buğdayı değirmenin ağzına dökmemizi emretti. Bulutlar yoğunlaştı. Buğdayı değirmenin ağzına dökmemizle birlikte, bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladığını gördük. Değirmen kanalı su doldu çalışıp bir yük buğdayı öğüttü.
Buğdayın bitmesi ile beraber yağmur kesildi ve değirmen de durdu.
Unu yükleyip eve geldik. Bunu anlatan Şeyh Kasım; dediki:
“Bu kerameti de başımın gözleri ile gördüm”.