Divanda Uyguladığı İrşad ve Tebliğ

Divanda Uyguladığı İrşad ve Tebliğ

Divanda Uyguladığı İrşad ve Tebliğ 150 150 Sanuka

Sabah namazı ile birlikte irşad ve tebliğ başlardı. Öncelikle Şeyhimiz sabah namazını cemaatle kılar, sabah namazından sonra tesbihat uzun sürerdi.

Tasbihattan sonra Şeyhimiz bir cüz Kur’an okurdu. Uygun gördüğü yerleri cemaate tefsir ederdi. Daha sonra talebelere ders verirdi. Dersleri bittikten sonra müridlere vaaz ve nasihatlerde bulunurdu. Divan; irşad, eğitim ve talim yeridir. Divan kültürü; müridlerin sessiz ve saygılı bir şekilde Şeyhin vaaz ve nasihatlerini büyük bir iştahla dinlemeleridir. Divanda heybet, vakar ve sükûnet hâkim idi. Divanda asla dünyevi meseleler konuşulmazdı.

El öpmekten rahatsız olduğunu söyleyip, Divana gelen herkes selam verdikten sonra otursun buyurmuştur. Şeyhimiz mütevazı olmasına rağmen, vaaz ve nasihat esnasında çok heybetliydi.

Bununla beraber Şeyhimiz cemaatin durumuna ve ihtiyacına göre irşadını yapardı. Vaazını cemaatin daha iyi anlaması için cümlelerini tekrar ederdi. Hitabeti sade ve akıcı olup kelimelerini inci gibi dizerdi, bazen irşad gereği hiddetlenir bazen de ağlardı. Sohbetler uzun sürebilirdi ama asla sıkıcı olmazdı. Dolayısıyla şeyhimizin sohbetinden kimse doyamazdı. İrşad ve tebliğin daha fazla etkili olması için müridler Şeyhimizin sohbetlerini kayıt altına alıp daha sonra yazıya dökerlerdi.

Ondan sonra haftanın belirli günlerinde kendi aralarında bir araya toplanıp o sohbetleri müzakere ederlerdi. Şeyhimiz Cuma geceleri ve Pazar günleri kalabalık mürid cemaati ile zikir halkaları oluşturup hatim yapardı. Abdulğani vaaz ve nasihatlerden sonra başta hocalar olmak üzere; bir grup mürid Peygamber efendimiz hakkında methiye ve kasideler okurdu.

Şeyh Abdulgani Nablusi’nin, Şeyh Yusuf Nebahi’nin, Molla Cami’nin, Molla Hasan’ın methiye ve kasideleri, Şeyhul Hazin’in de Münacat, Nasihat kasideleri nağmeler şeklinde gönülleri titretirdi. Şeyhimizin sohbeti esnasında cemaatten ses çıkmazdı. Kendinden geçme, cezbe hali hemen hemen yoktu. Özellikle yatsı ve sabah namazından sonra tesbihatlar uzun sürerdi. Tesbihattan sonra Şeyhul Hazin’in salâvatlarının okunması geceyi aydınlatırcasına ışık saçardı.

İrşad olarak şeyhimiz ehli sünnet vel cemaate ait itikadi sohbetlere öncelik verir, daha sonra başta Peygamber (s.a.v.) ve Sahabe-i Kiram’ın hayatlarını anlatırdı. Resulullah’tan bahsederken gözyaşlarına hâkim olamazdı. Ayrıca herkes için önemli olan zaruri fıkhi bilgileri anlatır ve herkesin öğrenmesini sağlardı. Bunun dışında müridlere lazım olan tasavvufi sohbetler, tarikatın, tasavvufun amacı ve gerekliliğinden söz ederdi.

Ayrıca tefsir, hadis sohbetleri yapar selefi salihinin ve tasavvuf taifesinin söz ve menkıbelerinden bahsederdi. Bazen Hikemul Ataiye’yi açıklar, bazen de Şeyh Sadi Şirazi’yi anlatır, bazen de Sultanul Âşıkin İbnu Farıd’ı, Ahmedi Bedevi’yi, Molla Camiyi, Celaleddin-i Rumiyi (Mevlana) anlatırdı.

Yatsı namazından sonra geç vakitlere kadar irşad ve tebliğ vazifesine devam ederdi. İhtiyaç duyulduğunda belirli günlerde merkez camilerinde sohbet düzenlerdi. Onun sohbet edeceğini duyanlar camiye akın edince izdiham olurdu. Şeyhimiz, bir gün şöyle seslendi: “Bilgisi marifeti olanın bana gelmesini arzu etmem. Bilgiden yoksun kişilerin gelmesini isterim ki onlara bir şeyler öğreteyim.”

Şeyh, irşadında büyük-küçük, bilgili-cahil ayrımı yapmaksızın irşad ve tebliğini uygulardı. Gençlerle ve çocuklarla sohbet etmeye önem verir, üzerinde önemle durduğu zaruri dini bilgiler olan Fatiha, Teşehhüd, İman ve İslam’ın Şartları, Abdest, Gusül vb. konuları uygulamalı olarak onlara öğretirdi. Şeyhimiz bu vazifeyi ifa ederken zamanın Şeyhi ve Mürşidi olan dedem Şeyh el Hazin ve babam Şeyh Şerafeddin için benim yanıma gelmeyin. Ben onlarla aşırı derecede iftihar, Allah’a hamd ve sena ediyorum. Ancak ben layıksam yanıma gelin. Beni mürşid kabul edip istifade ediniz buyurmakta idi.

Günümüzün meşayihleri sadece baba ve ecdatları ile övünüp kerametlerle iktifa ederlerken şeyhimiz bu düşünceyi reddediyordu. İlme, öğrenmeye, öğretmeye, sadakate ve muhabbete ehemmiyet verirdi. “İstikamet, bin kerametten daha hayırlıdır” sözünü tekrar ederdi. Bu söz ışığı altında kerametten çok istikamete yönelirdi.

Şeyhimiz o kadar âlişinas idi ki müritlerine; irşatta benden daha üstün birini görüpte onun yanına gitmezseniz hakkımı helal etmem diyordu. Acaba onun döneminde daha büyük âlim ve mürşid var mıydı? Şeyhimiz; Mürşid-i Kâmil’de dört ilim’in bulunması gerekir, derdi. Bunlar; Tefsir ilmi, Hadis İlmi, Fıkıh İlmi ve Tasavvuf İlmidir. Bu ilimlere vakıf olup ve Resul-i Ekrem (s.a.v.)’in sünnetine tabi olmak Mürşidi Kâmil’in gereğidir.

Şeyhimiz, bir babanın çocuğuna olan şefkatinden fazlasıyla müridlerine yaklaşır hal ve hatırlarını sorar, dua ederdi. Yanındaki müridlerine, mazeret ve hasta olup divana gelemeyen diğer müridlerine gidip ziyaret etmelerini emrederdi. Şeyhimizin irşadına katılmış müridler yöremizde suluki hoca olarak kabul edilirdi. Çünkü mürşidin ilim seviyesi ne kadar yüksek ise cemaatin de bilgisi, irfanı o kadar yüksek olur. Ünlü medrese hocaları bile şeyhimizin müritlerinden istifade ederlerdi.

Siirt’in yetiştirdiği büyük âlimlerinden biri bir gün bir meseleyi çözmek için, o konu ile ilgili kitapları önüne yığmış, bir şekilde araştırıyordu. O gün Şeyh’imizin iki müridi Hacı Muhammed ve Hacı Sadık, bu âlim’in ziyaretine gitmişlerdi. Âlim, Şeyh’in müridlerine bu konu hakkında şeyhinizden bir şey duydunuz mu? diye sorar. Müridler evet, derler ve ona meselenin izahını yaparlar. O âlim zat kitabı kapatıp hüngür hüngür ağlar ve Şeyh’e dua etmeye başlar.

İşte Şeyh’imizin irşadının ne kadar etkili olduğunu ve irşada ne kadar değer verdiğini gösteren buna benzer binlerce örneği vardır. Şeyh’imiz, irşadla beraber kendi nefsinde İslam’ı, sünneti seniyeyi ve tasavvufu yaşamış, salih amelleri eksiksiz bir şekilde ziyadesiyle yerine getirmiştir.

Şeyh’imizin sünnete ne kadar bağlı olduğunu şu örnekle anlatmak istiyorum: Ömrünün son zamanlarında merdivenlerden çıkamayacak kadar mübarek vücudu yorgun düşmüştü. Bir gün asansöre sol ayağı ile binmişti. Yukarı kata çıktığı sırada bunu fark edince şeyhimiz sünnete uygun olmadığı için bir daha zemin kata inip, asansörden çıktı ve bu kez sağ ayağı ile asansöre bindi.

Şeyh’imiz yaşlılık zamanlarında ayakları ağrımasına rağmen bir gün olsun hastalığından hiç şikâyet etmemiştir. Bir gün otururken ayaküstüne ayak attı. Bunun üzerinden bir kaç dakika geçtikten sonra ayağını indirdi ve çok üzüldü. Resulullah (s.a.v.)’in böyle oturduğuna dair bir şey görmedim deyip Allah’a istiğfarda bulundu.

Şeyh’imiz irşad ve ders dışında toplumun huzur ve düzeni için davalara bakar, binlerce davayı barışla sonuçlandırırdı. Yörede büyük bir değeri vardı. Kolay kolay kimse şeyhimizi kırmaz, herkes şeyhimizin sözünü dinlerdi. Davaların son bulması için büyük çaba sarf ederdi.

Şeyh Muiniddin Aydın / Şeyh Efendinin Oğlu