HAYATI
Hicri 1324, Miladi 1906 senesinde Siirt Fersaf köyünde dünyaya gelmiştir.
Babası Şeyh Muhammed Şerafeddin, dedesi zamanın gavsı Şeyh Muhammed el-Hazin’dir. Bir rivayete göre Şeyh-ul Hazin’in büyük dedesi Şeyh Şeref, Abdulkadir Geylani Hazretlerinin torunudur. Annesi Fadile Hatun ise, Hz. Halid Bin Velid’in (r.a.) ahfadından Şeyh Mahmud el-Hamzevi’nin kızıdır. Üç yaşındayken annesini kaybetmiş ve on yaşına kadar anneannesi Fatma Hatun’un himayesinde dayılarıyla kalmıştır.
Kur’an-ı Kerim’i Şeyh Ata el-Hamzevi’nin yanında hatmetmiş daha sonra ibtidai ve idadi mektebine gitmiştir.
Efendimiz küçük yaşlarından itibaren güzel ahlâk ve hareketleriyle herkesin dikkatini çekmiştir. 7 yaşında dedesi Şeyh Mahmud’un cübbesi altına girip, O’ndan el-Gaşiye suresinin tefsirini büyük bir zevkle dinlediğini ve seneler sonra o hazzı hala unutamadığını söyler.
Şeyh
Muhammed
Kazım Aydın (K.S.)
HAYATI
Dokuz yaşında babası Şeyh Şerafeddin Hazretlerinin yanında dini ilim tahsiline başlamıştır. Üstün zekâsından dolayı talebeler kendisini “Yâ Zeki” diye çağırırlardı. Babasının sohbetlerinde bulunur, tasavvufun temeli sayılan sülûk eğitimini küçük yaşlarından itibaren almaya başlamıştır.

Gençliğinin Geçtiği Ev
O dönemlerde medresede okutulan müfredatın önemli bir kısmını üstadlarından ders alarak öğrenirken bir kısmını da yalnız başına mütalâa etmiştir. Amili’ye ait meşhur hesap risalesi buna örnek gösterilmiştir.
14 yaşında Molla Cami’yi okuduktan sonra babası Şeyh Şerafeddin tarafından kendisine ilim icazeti verilir, kendilerine sarık sarılır ve İslam’da fetva verebileceği bildirilir. 1914 yılında ilan edilen cihan harbinde babası Şeyh Şerafeddin, 1000 kişilik milis gücünün başında Binbaşı rütbesiyle görev almıştır. Savaştan sonra köyleri Fersaf’a dönmüşler ve Zübed kitabıyla ilim tahsiline babasından ders alarak başlamıştır. İzzi kitabını okurken bu kitabın seneler sonra okutulan Teftazani’ye ait şerhini yalnız başına okumuş ve talebeler arasında üstün zekâsı ile tanınmıştır.
Babası Şeyh Şerafeddin hem ilim hemde tasavvuftaki şeyhi ve üstadıdır. İlim ve tasavvuf icazetini de babasından almıştır. Ayrıca Şeyh Osman Tavili Hazretlerinin ahfadından Şeyh Baha-eddin el-Hüsami ve Şeyh Osman Seraceddin-i Sani’den de tasavvuf icazeti almıştır.

Şeyh Muhammed Kâzım (Rahmetullahi Aleyh) hazretleri hadis, itikad, fıkıh, sarf, nahv, mantık, beyan, mecaz ve matematikle ilgili önemli metinleri ezberlemiştir. Bu metinler 7500 satırı aşmaktadır. 1935 yılında Sinep köyünde imamlığa başlamış, burada kaldığı üç senelik zaman içinde imamlığın yanında dini ilimler de öğretmiştir.
1940 yılında Muş ovasında Kırtakom köyüne imam olmuş, bir sene sonra da bölgenin en önemli beldesi Hasköy’e intikal ederek orada cami yaptırmış, ilim tedrisatını sürdürmüştür.
1958 senesinde babasının vefatına kadar Hasköy merkezli ilim, irfan, irşad, ıslah, ahlâk ve faziletin bu bölgeyi aydınlatmasına vesile olmuştur. Bu tarihten sonra Siirt’e dönerek babasının makamına geçmiş, ilim ve irfan dağıtmaya devam etmiştir.

Şeyh Muhammed Kâzım Aydın Hazretleri zamanımızın en muteber, en saygın, en mutemet fetva ve irşad mercii kabul edilen mümtaz bir ilim ve irfan şahsiyetiydi. Bulunduğu ilim ve irfan meclislerinin tartışmasız reisiydi. Yüzlerce talebeye ilim öğretmiş, onlarcasına icazet vermiş ve binlerce mümine din, itikad, ahlâk, fazilet ve kardeşlik aşılamıştır.
Yüzlerce talebeye ilim öğretmiş, binlerce insanın hidayetine ermesine vesile olmuş, ahlâkını Kur’an’dan yaşantısını da sünnetten almıştır. Ayrıca, İslâmi ilimlerde derya olup “Zamanın Şafiî”si diye anılmıştır. Şeyh Muhammed Kâzım Hazretleri Kur’an-ı Kerim’e, sünnet-i seniyyeye ve selef-i salihlerin yoluna sımsıkı bağlı olup; ilim, salih amel, ihlas ve güzel ahlâkı ile temayüz etmiş, Allah sevgisiyle ve Peygamber aşkıyla yoğrulmuş, ihsan makamına ermiş bir insan-ı kâmil örneğiydi.
Şeyh Muhammed Kâzım Aydın Hazretleri İslami ilimlerin yanı sıra astronomi, matematik ve fizik alanında da çalışmalarda bulunmuştur. Bu ilimlerin önde gelen şahsiyetleriyle zaman zaman ilmi toplantılar yapmış, yaptığı çalışmaları ve gözlemlerini aktarmış.

Cenaze Töreni
Hayatı boyunca Nakşibendi tarikatının temel düsturunun yayılmasına çaba göstermiş, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine sımsıkı sarılmış, bid’at ve hurafelere şiddetle karşı çıkmıştır. 15.12.1996 yılı gece yarısına doğru İstanbul’da Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Mübarek naaşı Siirt’e nakledilerek cenazesini teşyi eden onbinlerce muhibbinin gözyaşları, göğe yükselen yakarışları ve sevgi gösterileri arasında Siirt tarihinde benzeri görülmemiş tekbir, tehlil, salavat ve dualarıyla son istirahatgahına tevdi edilmiştir.
O, Hakk’ın sevgilisiydi. Hz. Peygamberin (s.a.v.) sevdalısıydı. Ve halkın sevgilisi olarak Refîk-i A’lâ’ya yürüdü. Yüce Allah rahmet ve mağfiret eylesin. Makamı cennet olsun. Âmin.