Akrabalara ve Komşulara Gösterdiği İlgi ve Alaka

Akrabalara ve Komşulara Gösterdiği İlgi ve Alaka

Akrabalara ve Komşulara Gösterdiği İlgi ve Alaka 150 150 Sanuka

Geniş bir akraba çevresi olmasına rağmen tüm akrabalarının hal ve hatırını sorar, hastalarını ziyaret eder, fakir akrabalarına yardımda bulunurdu. Komşularının durumlarını araştırır, bazen de komşularına hediyeler gönderirdi. Komşularını yemeğe davet eder, onların hüzün ve sevinçlerini paylaşırdı. İçki içen komşusunun bile hatırını sorar, hidayeti için ona dua ederdi.

Hülasa; ilmiyle, hilmiyle, Allah’tan korkmasıyla, ibadet ve taate olan hırsıyla, teslim ve tevekkülü ile herkesin ondan hayır beklediği, kanaatiyle zühdüyle Allah ve Resulüne olan aşkıyla, tevâzu ve ilme olan düşkünlüğüyle, eski mütasavvufları, Cüneyd-i, Şibli’yi, Muhammed Bahaeddin Nakşibendi ve İmam-ı Rabbani gibi büyük zühd önderlerini bize hatırlatıyordu.

Şeyh’imiz, ismine uygun öfkesini yutar, yapılan eziyetlere tahammül gösterip sabrederdi. Aceleci değildi. Tam tersine teenni ile hareket ederdi. Zulüm ve İslami hudutların aşılması durumunda cesaret gösterip karşı çıkardı. Hak ve hukuk konusunda kimseden çekinmezdi.

İbadette huşu ve hudu, şiddetlere karşı sabır, helal lokmaya aşırı itina gösterir, Allah yolunda irşad yaparken ve ilim öğretirken aşkla yapar, hiç yorulmaz, asla yılgınlık göstermezdi.

Nahoş kelimeler asla ağzından çıkmazdı. Kanaatkâr, şakir, iltifat eden, elindekiler ile yetinen, yumuşak sözlü ve iyilikseverdi. Başkalarının rahat etmesi için kendi rahatından feragat ederdi. Kimsenin kendisi için eziyet çekmesini istemezdi. Daima mütebessim idi. Asla surat asmazdı. Hüzünlüydü, ama vakurdu. Güler yüzlü olmasına rağmen çok heybetliydi.

Dünya malına değer vermez, zamana çok önem verir, vaktini asla boş geçirmezdi. Şöyle ki: ibadetlerin yanı sıra irşad, tedris, hatim, zikir ile birlikte dua eder ve geceyi ihya ederdi.

Talebe okutmadığı anlarda dahi elinde kitap bulunurdu. Şeyhimizin en büyük ahlaki hasletlerinden biri de mütevazı olmasıydı. Ecdatlarıyla asla iftihar etmezdi. Misafirlerini ayakta karşılar, yolcu ederken kapıya kadar eşlik ederdi.

Bir gün kendisi için hazırlanmış mindere seccade serilmişti. Şeyhimiz geldiğinde halıyı bir köşeye attı ve şöyle dedi: “Bana ayrıcalık yapmayın. Çünkü hepimiz kardeşiz. Ben Müslümanların hizmetkârıyım, bırakın da hizmet edeyim.”

Vaaz ve nasihat ederken dizlerinin üstünde oturan cemaatin rahat oturması için sürekli olarak: “Nasıl rahat ediyorsanız öyle oturun” derdi. Şeyhimiz temizliğe çok önem verir, fakat müridlerin kılık kıyafetine asla karışmazdı.

Benim şahsi kanaatim; zaman onun değerini bilemedi. Belki de isimlerini saydığımız zatların zamanında yaşamış olsaydı değeri daha iyi bilinecekti. Her fani gibi şeyhimiz de Yüce Allah’a yürüdü, dünya şerefi, ahretin izzeti ile göçüp gitti.

Onu gördüğümüz, sohbetine katıldığımız ilim ve feyiz aldığımız, babamız, üstadımız, pirimiz, şeyhimiz Şeyh Muhammed Kâzım’ı (k.s.) tanıdığımız için Yüce Allah’a sonsuz hamd ve şükürler ederiz. Onunla ne kadar iftihar edersek azdır. Kalbimizden bir an olsun çıkarmadığımız Şeyh’imizle Cennet-ül Firdevs’te beraber olmayı Yüce Rabbimizin lütfetmesini diliyoruz.

Yüce Allah Şeyh’imizin himmetini üzerimizden eksik etmesin. Ona layık, onun yolunda hizmet etmeye bizleri muvaffak etsin. Amin.

Şeyh Muiniddin Aydın / Şeyh Efendinin Oğlu