Şeyhin zamanında Seyyid Ali Kimmo adında meczup (cezbeli) ve sâlih bir adam vardı. Keramet sahibi olan bu zâtın kerametlerinden biri şöyledir:
Cizre’den bir kervan gelir. Seyyid Ali’yi Billoris adlı kayığ’ın başında görürler. [Dicle Nehrinin bir kolu olan bu suda sal’lar çalışırdı.] Yanlarında olan elmalardan kendisine verirler. Sonra bu sala binip Botan çayını geçerler. Seyyid Ali ise yerinde kalır. Gemidekiler Siirt’e varırlar, herkes evine gider. Aralarından biri yükünü indirdikten sonra, bir ihtiyacı için çarşıya gidip bir dükkana girer. Kıldan örülmüş, ağzı dikili büyük bir çuval görür. Dükkan sahibine;
“Torbanın içinde ne var” diye sorar.
Dükkan sahibi gülümser ve;
“İçindeki, Seyyid Ali Kimmo denilen adamdır. Üç günden beri her gün gelip, beni bu torbanın içine koy der. Onu torbanın içine koyar, akşam olunca çıkarırım. Kendisi gider, ben de dükkanımı kapatıp eve giderim. Bu hal üç günden beri devam etmektedir” der.
Adam dükkan sahibine;
“Onu birkaç saat önce Billoris sal’ında önünde gördüm” der. Halk, onun ebdal (büyük velî)’lerden biri olduğunu söylerlerdi.
Şeyh-ul Hâzin’in oğlu Şeyh Sa’deddin anlatır:
“Çocukluk yıllarım da fersafta çocuklarla oyun oynarken, Seyyid Ali Kimmo geldi. Bana;
“Baban evde mi?” diye sordu.
“Evet” dedim.
“Evde ne yapıyor?” dedi.
Ben de;
“Bilmiyorum” diye cevap verdim.
“Belki kendir örüyordur” dedi.
“Bilmiyorum” dedim.
“Git ona de ki, Seyyid Ali ziyaretine gelmiştir”. Eve gittim. Şeyhin kendir örmekte olduğunu gördüm. Şeyh hazretlerine;
“Seyyid Ali ziyarete gelmiş” dedim.
Yanına getirmemi emretti. Seyyid’in yanına gittim ve;
“Şeyh’in yanına çık” dedim.
Yukarıya çıktı. Oturup konuşmaya başladılar. Seyyid Ali, Şeyhe;
“Çok kirlendim, banyoyu ısıtmaları için emret ki bedenimi yıkayayım” dedi.
Şeyh hazretleri bana hamamı hazırlamamı emretti. Suyu ısıtıp Şeyh’e haber verdim. Şeyh Seyyid’e;
“Kalk yıkan” dedi.
Seyyid Ali;
“Beni kendi elinle yıka” dedi.
Şeyh hazretleri Seyyid Ali’yi yıkadı. O esnada Şeyh’e;
“Beni temizleyip, cilalanmış gümüş gibi yaptın” diyordu.
Seyyid elbisesini giydikten sonra Şeyh’ten meyve istedi. Bir tabak meyve getirip önlerine koydum. Seyyid bana;
“Falan meyveleri getir” dedi.
Getirdikçe başka meyveler istedi. Yeter diyene kadar bu durum devam etti. Evin üstü açık olan avlusunda yemeğe başladıkları an üzerlerine yağmur yağmaya başladı. Seyyid, Şeyh’e;
“O’na de (yâni Allahü teâlâya de ki) yağmuru tutsun, biz de meyvelerimizi yiyelim.” deyince, Şeyh gülümsedi. Yağmur şiddetlendi. Bu defa öfke ile Şeyh’e;
“O’na de ki bizi rahat bıraksın meyvelerimizi yiyelim” dedi. Yağmur daha da artınca, şiddetle elini Şeyhin bacağına vurarak;
“O’na de (Allah’a de) bizi rahat bıraksın yiyip zıkkımlanalım” dedi.
O anda Şeyhin, ellerinin tersini göğe doğru kaldırdığını ve o anda yağmurun kesildiğini gördüm. Seyyid Ali, meyve yemeği bırakıp, Şeyh’in Gavs (kutup) olduğunu inkar edenlere kızarak “Bu bir ispattır” deyip ayrıldı.